26

"Yılda bir doğum günümde uğrasam ya buraya?"
...diye girebilirdim belki bu yazıya ama onu kaçırdık maalesef

Ama pes etmek yok!
Kaç yaşında oldum ben: 26
Doğum tarihim ne: 13 Haziran
26 gün eklersen ne oluyor: 9 Temmuz
Bugünün tarihi ne: yaaaaaa?

Sanırım sıkılmayacağıma emin olduğum bir his var: her sene doğum günü yaklaşırken kendi kendine gelen o "{güncel yaş + 1} yaşına mı gireceğim" sorusu, akabinde o yaşa 'gireceğin' değil, o kadar sene yaşadığının farkına varılan o küçük an (sanki daha önce bilmiyordu) ve finalinde yaşanan o karmaşık duygu sarmalı

Öyle bir duygu sarmalı ki öncelikle bir yabancılık, sonra "nasıl ya" diyerek zaman mefhumuyla girilen ufak bir hesaplaşma, içinden çıkılamayınca içten içe gelen bir yılgınlık ve durdurulamayan tek yönlü bir akışta olduğumuzun sessiz kabulü. Günün sonunda elden kalan bir şey var mı? Hiç! Çünkü dediğim gibi, yaklaşık 1 yıllık bir raf ömrü var bu sürecin
Ama özel bir anlamı var mı dersek, sanırım hayır. Bir şeyler var tabii! Mesela Fransız devletinin artık resmi olarak "sen bir yetişkinsin" dediği yaş olduk artık. Louvre'a ücretsiz girmek mi? O geçen haftaydı. Sinemada yarı fiyat tarifesi? Yok, artık tam biletten alacaksın
Ha ben de boş durmadım tabii. Zaman aleyhime çalışıyorsa ben de ona karşı hazırlığımı yaptım. Bir noktaya kadar. Daha -26 yaş durumundayken 1 yıllık sinema kartı alındı, doğum gününden bir gün önce bir yıllık Velib (bisiklet kiralama) aboneliği yapıldı, geçmiş son 3 ayda "nereleri görmezsem üzülürüm" denilerek bir liste çıkartılıp çoğuna ücretsiz şekilde giriş yapıldı (artık müzeye para vermem kafası)

Yani zarara işleyen zaman içinde zararı azaltmaya yönelik hareketler de yapıldı. Bu da bana bir yaşam motivasyonu, bir 25 yaş enerjisi vermiştir diye düşünüyorum

Onun dışında herhalde en stabil yıllardan biri oldu. Stajımın ardından aynı yerde şu zaman bitecek demediğim (!) tam zamanlı pozisyona başladığım, artık öğrenci olmadığım için kapı dışı edileceğim yurttan ayrılıp şu tarihte çıkacağım demediğim (!) bir eve taşındığım bir sene. Her zaman odağımda bir şeye ulaşmanın, bir şeyi yakalamanın olmadığı; sanırım biraz daha "yaşamaya" odaklandığım bir sene. Artık yaşamaya ne demekse. Yani gördüğünüz gibi daha ona odaklanmış bir senenin sonunda da onun ne olduğu anlaşılamıyor. Anlamadıysam eğer yaşamayı başarmanın imkanı var mı? Yaşamak başarılabilecek bir şey mi? Yani, bilmem. Belki üzerine biraz düşünüp bir blog yazısı patlatırım (:

Ama şunu anladım ki, bazı yetenekler kullanılmadıkça kesinlikle kayboluyor. Aslında belki günlük bir iş, en fazla beceri diyebileceğim bir şeyde ne kadar zorlandığımı gördükten sonra "yetenek" olarak niteleyebiliyorum işte: elle yazı yazmak. Canım dostum Sinat bu sene askere gitti. Hani 20 küsür günlük bedelli askerlik ama çaktırmayın. Askerlik yani! E tabii, bu işin geleneği göreneği; üzerinde uzlaşılmış bazı nostaljik kısımları var. Geri mi kalalım diye düşündüm. "Hemen ona bir mektup yazmalı ve göndermeli". Demesi kolay. Daha fazla kontrolüm olsun, rahat ilerleyelim diye taslağı zaten klavyede yazdım. Burası kolay kısmı. Sonra onu bir kağıda geçirmesi var... Bu ne işkence... Biz bunu nasıl yapıyormuşuz, çatır çatır yazıyormuşuz dedirtti. Zorlukta kalsa iyi, 7,5 sayfalık mektup (tamam ben de bir tık bokunu çıkarmış olabilirim) 3 gün içinde kağıda geçti ve sonraki bir hafta boyunca sağ işaret ve baş parmaklarımın uçlarının uyuşuk halde kalmasına sebep oldu. Bir de bayıl istersen

Genelde hayatta hiçbir şey istediğin gibi olmuyor zaten. Bu da farklı bir ders (26 yılda ha! hızlısın doğrusu). Mektup Sinat askerdeyken ulaşmadı (allahın belası PTT, senden nefret ediyorum), günün sonunda kendisine yine "elle yazılmış bir PDF" göndermek durumunda kaldım. Ne el yazımı eline alıp okuyabildi ne de bunu askerlik psikolojisinde yapabildi. Yine de mektubu epey beğendiğini söyledi: eh, bu da kısa günün karı diyelim!

Ha, bazı şeyler de bitmez. Hayat devam ediyor ya... (tembelliğe nasıl kulp ama)
Eee ne demişler:

“Man is not a rational animal; he is a rationalizing animal.”
- Robert A. Heinlein

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Dingin ve kontrollü

Alıntılar

Paris'ten Saraçhaneye: bir teşekkür mektubu