Kayıtlar

Paris'ten Saraçhaneye: bir teşekkür mektubu

Resim
Bir ay önce Paris’te staja başladım. İlk iki haftamı kayıt altına aldım. Sonraki haftasında bu kayıtları kurgulamakla geçirdim. Kestim, biçtim, altyazı ekledim, klasik prosedür… Ortaya çıkan videoyu gizli bir şekilde yükledim, yarın akşama planlarım diye düşündüm. Yattım, uyudum. Sabah uyandım. İşe gitmek için hazırlanmaya başladım, elime telefonu aldım: Diktamız sivil darbe yapmaya karar vermiş Nasıl bir organize kötülük bu? Yıllardır buna maruz kalmamıza rağmen nasıl hala her seferinde şaşırabiliyoruz? Haykıramıyorum düşüncelerimi, sessiz sedasız, Twitter kaydırarak ofise gidiyorum. Masama geçiyorum. Gözlerim doluyor. Gözlerim bütün gün öyle kalıyor. Gören soruyor: Yanlış olan ne? Pek çok şey, pek çok şey. Ama açıklayamam. Şu an ne ben açıklayabilirim, ne de niyetinizden şüphe duymasam da siz tam olarak anlayabilirsiniz. Beni anlayabilecek insanların çoğu şu an benden çok uzakta. Bense onlardan çok uzakta bir ofisin içinde tıkılıp kalmış vaziyetteyim. Nefes alamıyorum. Gözlerim doluy...

Sis

Resim
Paris'i sisin esir aldığı bugün. O gri bulutların içinde yürümek beni bambaşka bir şehirde, bambaşka bir zamanda var olmuş tıpkısının aynı duygularıma götürdü. O gri bulutların içindeki kaybolmuşlukta, zaman mekanla ayrık durduğumu düşündüğüm o anları tekrardan karşımda buldum.

Aramak ya da arayamamak

Seni aramak istedim. Yeni yıla girdiğimizde. Daha doğrusu öncesinde. Bana göre yeni yıl olan ama sana göre olmayan bir zaman diliminde. Ama aslında daha da öncesinde. Seni aramak bir tasarı olarak doğdu içime. İki üç gün dolaştı. Üstüne düşünmeye gönüllü olmayıp, hatta üstüne düşünecek olmayı bir an hayal edip de huzursuzluk kaptığım, bu sebepten bunu yapmamak üzere kendimi baskıladığım, sonrasında günün ortasında bir anda tekrardan aklımda olduğunu fark ettiğim bir tasarı oldu bu. İşte o zaman sanki olacak gibi hissettim. Sanki bu illa ki yaşanacak. Yapacak bir şey yok. Çok da müdahale etme. Bırak ipleri. Beklemeye koyul. Sen ne yaparsan yap birkaç gün içinde yeni yıla gireceğiz. Yeni yıla girdik. Yaşasın yeni yıl! Şimdi mi dedim. Şimdi mi aramanın vakti? Evet şimdi. Tasarıya göre şimdi. Yeni yıla girdim, bekleyecek bir şey kalmadı. Ama sen girmedin? Bak, işte bunu düşünmemiş olabilirim o tasarıda. Belki de o huzursuzluğa göğüs gerip düşünmeye devam edebilsem bu ayrıntıyı fark edebili...

Alıntılar

O zaman bu zamandan, okuduğum okumadığım, okuyacağım okuyamayacağım parçalardan süzülmüş parçacıklar. Belki de zaman içinde güncellenecek bir seçki

Bir Koşudan Anlar

Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış. Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umulur. Ama beş-on dakikada ölüyor. Sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar. - Yusuf Atılgan El yükseltiyorum. Bir örnek de ben vermek istiyorum. Çağımızda kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor: Koşan insan. Kolları salına salına bazen yavaş bazen hızlı tempoda mesafe katediyor. Hızı önemli değil zira zaten o sadece kafanın içinde yaşıyor. Ve evet: ömrü çok kısa. Koşusu bitip bir tarafa atınca kendini, dönünce kalp ritmi normal bir seviyeye o insan olmaktan çıkıyor. Ne kadar olduğu kişinin yaşına, kondisyonuna, sağlığına bağlı olan o sürede yaşanan bütün o parlak anlar, anılar, düşünceler, fikirler, hayaller, umutlar, duygular, duyulanlar, duyurulmak istenenler hiç olmamışcasına yok olup o beynin iç...

Mutluluk Meselesi

 Eski günlükleri karıştırırken denk gelip unuttuğuma şaştığım, 2021 Kasım'ında, "dünyanın en mutlu ülkesi" olarak bilinen Finlandiya'ya Erasmus için gitmeden aşağı yukarı 1 ay önce "mutluluk" hakkında bir şeyler karaladıklarım.  Hoşuma gitti, buraya taşımak istedim.

Dans Bakışı / Gölge Serinliği / Sinema Yolları

Çevreden bihaber salınıyor vücudumuz. Müzikle uyumlu, bir o kadar da bağımsız.  Bir anlamda kendi ritminde ilerliyor tüm hareketi. Belki o yüzden ayrık geliyor etraftaki kalabalıktan. Çevre topluluklar bulut olmuş, biz üstünde. Onun hafifliğiyle devam ediyor gecenin büyüsü. Bir an uzaklaştık, gözlerimiz buluştu. Birbirimizi görmeye çalıştık. Bir an onu görüp gömülmeye, o boyutta buluşmaya…   Ritim değişti, şimdi hızlanıyoruz. Etraftan gelen enerji dalgası bize de sıçradı. Bir canlandı hareketlerimiz. Gözler hala kenetli, artık içleri gülüyor. Bir an önceki süzüş kendini bir oyun istencine bıraktı bile. El tutuşuldu, ayaklar kalkıp inmeye başladı şimdi. İçimizde çocuksu bir neşe var.   Hızlı adımlarla ayak uydurmaya çalıştığım sırada denk geliyorum bir an, o bakış… Bugüne kadar hiç tanık olmadığım bir ifade. Denesem tarif edemeyeceğim belli belirsiz bir mimik. Daha önceki hiçbir duruma uyduramıyorum kafamda. Ne onu mutlu ettiğim bir an ne heyecanlandırdığım ne de...

Ölüme Karşı Sone

İstasyonlar

 ~ İzmit istasyonuna yaklaşılıyor. Lütfen trenden inerken eşyalarınızı unutmayınız. ~ Robotik ses, nazik ses, asla bizden olmayan ses.  Vagonun başındaki hoparlörden arkaya yolculuğuna başladı, en çok onların tepesinde kaldı. Ya da onlar öyle sandı.   ***   Sırtı koltuk boyunca aşağı kaydırmak suretiyle diz mesafesi ölçülür, gayet iyi olduğu görülür. Kafa olumlu bir şekilde sallanır, gelecek 4 saat olumsuz bir şekilde düşünülür:   Baş eğilip de uyunacak mıdır, Tren zarifçe salınacak mıdır Saatler birbirini takip ederken O koltuğunda bunalacak mıdır   Yan koltuğa göz ucuyla bakılır, yol arkadaşının artık ona eşlik edecek durumda olmadığı fark edilir. Uyuduğunu daha da belirtmek istercesine gözlerine bir hat çekmiştir. Bu ona etkileyici bir hava katmıştır. Yeterince etkilenemeden baş öne çevrilir.   Bir kitap çıkarılır. Bir kitap denmesi esasen gereksizdir. Yanındaki tek kitap odur çünkü. Bir kitap çıkarılır derken bir seçim ima edilir. Fakat böyle bir d...